Ocak 12, 2026

Heidie

Mevsim kış. Hava soğuk. Kar yağıyor. Aklımda çocukluğum. Babam sağ. Bir poşetle eve geliyor. Kesin kuru üzümle leblebi almıştır. Çünkü benim babam her kar yağdığında kuru üzümle leblebi alır. Birazdan bahçeye kuş kapanı da kurar. Yakalayıp sobanın yanında ısıtırız biz kuşları. Sonra da salıveririz.Benim babam merhametli adamdır. 

Ama şimdi kalkamam  yerimden. Siyah beyaz tv de Heidi izliyorum.

 Annem sobaya odun mu attı?  Çaydanlıktan mı geliyor bu ses? Çok kaynamış demek ki su… foş foş …Ah ne büyük mutluluk!

❄️Dostlarım film, belki çizgi filmi kadar keyif vermiyor. Ama  yine de çoook güzel. Keyifli seyirler. Mutlu haftalar☺️💕🙏


 

Ocak 02, 2026

Görmeden Yaşamanın Sanatı/ Kardeşlerin Hikayesi


Hani tırnağı kırılsa dünyayı ayağa kaldıran, Saçının rengini beğenmeyip hayatı kendine zehir eden hemcinslerimiz var ya…ne kadar şımarık davranışlar değil mi dostlar? Oysaki hayat kimlere zor…?😢

Aralık 22, 2025

Biz böyle çocuklardık…😀

 

Hep söylüyorum, biz çocukken midemiz bulanınca ekmek yedirirlerdi, grip “Yatınca geçerdi, başın ağrıyorsa “Çocukların başı ağrımaz” denirdi, uykun kaçıyorsa “Oyuncaklarını düşün, güzel rüyalar görürsün” şeklinde konu halledilirdi!

Okuma yazmayı öğrenemiyorsan ya “Tembeldin ya “Yavaştan, sağlam sağlam öğreniyordun! Hüzünlü bir çocuksan “Yazar olacak herhalde” derlerdi, yerinde duramıyorsan, etrafa saldırıyorsan bir tane çakarlardı, susup otururdun.

Kanaatimce pedagojinin zirve yaptığı yıllardı o yıllar.

Çünkü sonra sonra, koşup oynadıktan sonra öksüren çocuk ‘astım başlangıcı’, okuma yazmayı zor söküyorsa ‘disleksik’, hüzünlüyse ‘depresif’, aşırı hareketliyse ‘hiperaktif’ diye nitelendirilmeye başlandı ve o sinameki yetiştirilen tipsizler şimdi büyüdüler!

O kadar ilgi alaka sonrası ola ola ne oldular?

Emo! Emo ne?

Hani beş-altı yıldır etrafta saçlarını gözlerinin tekini kapatacak şekilde öne öne tarayan, miskin görünüşlü, asık suratlı, beti benzi atmış, sıska, dar pantolonlu, converse’li, siyah ojeli ergenler var ya…

Taksim’de kaldırımlarda filan oturuyorlar.

Aha onlar Emo!

Emo kelimesinin emotional’dan (hissi) geldiği, bu yavruların pek bunalımlı pek güvensiz ve duygusal olduğu, topluma uyum sağlayamadıkları için böyle takıldıkları söyleniyor. Bizim zamanımızda punk vardı ya, onun gibi bir akım, ama bir halta yaramayanı!

HERKESİN KEYFİNİ KAÇIRDIM

Ay kıyamaam!

Zamanında, kendi ergen yıllarımda bu akım daha dünyada yokken 10 gün emo takılmışlığım vardır! Kafam neye bozuktu hatırlamıyorum ama o 10 gün, üstelik de yaz tatilinde, evin o köşesinden bu köşesine oflaya poflaya nemli gözlerle dolaştım.

Saçımı taramadım, denize gitmedim, sohbetlere katılmadım, tebessüm bile etmedim. Akşamları karabasan gibi yemek masasına çöküp herkesin keyfini kaçırdım. Bir akşamüstü, balkonda otururken annem “Ne bu surat her gün, senin derdin ne kızım aaa…” şeklinde pedagojik bir açılım yaptı.

“Sıkılıyorum… Hayat çok anlamsız” cevabımın üzerinden sanırım birkaç saniye geçmişti ki, acı ve can havliyle bir metre havaya sıçradım. Annem, her Türk annesinin uzmanı olduğu ‘mıncırma’ hamlesini oldukça sert ve uyarısız gerçekleştirmişti.

Mıncırma, malumunuz evlat artık poposuna terlikle vurulmayacak kadar büyüdüyse, ancak tekdir ile de uslanmıyor ve hakkı kötekse kullanılan, konu komşu, bitişik ev duyar ihtimaline karşı avaz avaz bağırmak yerine geçen bir terbiye şeklidir. Tercihen bel veya bacak bölgesinden bir alan seçilir, elle kavranır ve et, 180 derece çevrilir!Hemen ardından, daha acım ve şaşkınlığım hüküm sürerken, annem kısık sesle,yüzünü yüzüme yaklaştırarak

“Alırım ayağımın altına” diye başladı ve

“Karnın tok sırtın pek! Aklını başına topla! Sıkılıyorsanda git bakkala evin alışverişini yap, sonra da gel yemek kitabından bir kurabiye pişir, akşam misafir var, hadi yallah…” şeklinde bitirdi!

NE DERDİM KALDI NE DE TASAM...


Gülse Birsel

Aralık 15, 2025

Hayata dair

 

Julia Roberts’ın söyleyip söylemediğinden emin olmadığım ama sevdiğim bir sözü var:)

"İnsanlar seni terk ettiklerinde, bırak gitsinler. Kaderin, seni terk eden kişilere bağlı değildir. Bu, onların kötü insanlar olduğu anlamına gelmez; sadece senin hikayendeki rollerinin sona erdiğini gösterir."

Bu sözler, bize hayatın buluşmalar ve vedalarla dolu doğal döngüsünü hatırlatıyor. Yolumuza çıkan her insanın bir amacı vardır: Kimi bize ilham vermeye gelir, kimi ders olmaya, kimi de yalnızca yolculuğun belli bir noktasında eşlik etmeye...

Tıpkı mevsimlerin değişmesi gibi, bazı ilişkiler de zamanla değişmeli ve son bulmalıdır.

Birisi hayatından çıktığında, bunu bir kayıp olarak değil, bir geçiş dönemi olarak gör. Bu ne bir reddedilmedir, ne de bir başarısızlık göstergesi… Sadece paylaşılan hikayenin o bölümünün sona erdiğine işarettir.

Gitmesi gerekenlere tutunmak, hayatın doğal akışına direnmek demektir. Bu, büyümeni geciktirir, önündeki yeni olasılıkların yolunu kapatır.

Unutmak; yaşanmışlıkları silmek değil, onları onurlandırmak ve yeni kapıların açılmasına izin vermektir. Bir vedayı kabul etmek, o kişinin hayatında önemli bir rol oynadığını kabul etmektir. Ama bil ki, yolculuğun artık başka bir yöne ilerliyor.

Evet, bu ayrılık canını yakabilir. Ama bil ki, bu acıdan yeni bir şey filizlenir: daha derin dostluklar, daha anlamlı ilişkiler ve en önemlisi, kendinle kurduğun daha güçlü bir bağ.

Unutma: Hikâyeni sen yazıyorsun. Biri gitmeye karar verdiğinde, bunu kitabının sonu değil, sadece çevirdiğin bir sayfa olarak gör. Kader hata yapmaz. İnsanları hayatına gerektiği zaman getirir, gerektiği zaman götürür… Her şey, büyümen içindir.



---