Mayıs 22, 2026

“Kapama oğlum… Evde ses olsun…”

 


Babam biz evden ayrıldıktan sonra gece televizyon açık uyumaya başladı.

İlk başta “alışkanlık olmuş” sandım.

“Yaşlı adam işte… sesi seviyor herhalde” dedim.

Bir gece onda kaldığımda gerçeği anladım.

Gece saat iki gibi su içmek için kalktım.

Salonun ışığı kapalıydı ama televizyonun o mavi ışığı hâlâ yanıyordu.

Babam koltukta uyuyakalmıştı.

Üzerinde eski hırkası…

Bir eli göğsünde, sanki üşüyormuş gibi kendi kendine sarılmış.

Sessizce gidip televizyonu kapatayım dedim.

Tam kumandaya uzanırken uykusunda mırıldandığını duydum:

“Kapama oğlum… Evde ses olsun…”

O an içimde bir şey çöktü.

Babam karanlıktan korkmuyormuş.

Sessizlikten korkuyormuş.

Eskiden çayın hiç eksik olmadığı evin sessizliğinden…

Kapı çalınca “Kim geldi?” diye heyecanlanılan günlerin bitmesinden…

Akşam sofralarında herkesin aynı anda konuştuğu zamanların yok olmasından…

Bir zamanlar çocuk sesleri dolan evde artık yalnızca duvarların kalmasından…

Ve belki de en çok…

Birinin çıkıp:

“Baba bugün nasılsın?” dememesinden.

Biz kendi hayat telaşımızdayken…

İş, güç, trafik, çocuklar, yorgunluk derken…

O, gün içinde kimseyle konuşmadan saatler geçiriyormuş.

Bazen sırf ev boş görünmesin diye televizyonu açık bırakıyormuş.

İnsan sesi olsun diye…

Birileri varmış gibi hissetsin diye…

O gece uyuyamadım.

Ellerine baktım.

Bir zamanlar beni düşürmeden tutan ellere…

Okul harçlığım olsun diye kendi ihtiyacını erteleyen ellere…

Hasta olduğumda başımda sabahlayan ellere…

Ve şunu anladım:

Bazı yaşlı babaların paraya ihtiyacı yok.

Bir çaya…

Bir yarım saat muhabbete…

“Bir şeye ihtiyacın var mı baba?” cümlesine ihtiyacı var.

Ama bir yerden sonra istemeyi bırakıyorlar.

Yük olurum diye…

Rahatsız ederim diye…

“İyiyim oğlum” demeyi öğreniyorlar.

Belki de en acı olan bu…

Bir ömür evi ayakta tutan adamın…

Geceleri yalnız hissetmemek için televizyon sesiyle uyumaya çalışması.

Bazı insanlar yaşlandığında “istememeyi” öğrenir. Çünkü yıllarca güçlü olmak zorunda kalmışlardır. İçten içe gelişen “yük olmayayım” çekirdek inancı, zamanla yalnızlığı kabullenmeye dönüşebilir. Oysa bazen bir telefon, birlikte içilen bir çay ya da kısa bir ziyaret… yılların sessizliğini bir anda dağıtabilir.

Mayıs 21, 2026

❤️❤️❤️

Hiç arkadaşı olmayan ya da çok küçük bir ilişki çemberi kuran bir kadın, genellikle kendinden çok ama çok emin bir kadındır.

İnan bana, bu niteliğin nicelikten üstün olduğunu anlamıştır.

Değerini onaylatmak için kalabalığa ihtiyaç duymaz; onun özgüveni içinden gelir, başkalarının bakışından değil.

Yalnızlıktan korkmaz çünkü kendi gücünü tanır.

Enerjisini kime ve neye adadığını dikkatlice seçer.

Zehirli arkadaşlıkları, dramaları ve dedikoduları geride bırakmış; 

çekip gitmeyi seçmiştir.

Artık gereksiz türbülanstan uzak, huzurlu bir yaşam kurmuştur — ve bu onu daha mutlu etmiştir.

Kendini tamamlanmış hissetmek için kalabalığa ihtiyacı yoktur; iç dünyasında huzuru bulmuştur.

Gerçek dostlukların nadir olduğunu bilir ve sayıca çok olandansa, az ama samimi ilişkileri tercih eder.

Çevresindeki küçük grup, gerçekten güvendiği insanlardan oluşur — ona olan sadakatini defalarca kanıtlamış kişilerden.

Yüzeysel ilişkilerle zaman kaybetmez; onun zamanı değerlidir ve akıllıca harcar.

Ne istediğini bilen ve daha azıyla yetinmeyecek bir kadındır.

Bu yüzden bir gün arkadaşsız ya da çok küçük bir çevresi olan bir kadınla karşılaşırsanız, onu asla hafife almayın.

O, sakin, sağlam ve değerinin tamamen farkında olan bir kadındır.

Başkalarının onayına ihtiyacı yoktur, çünkü zaten kendini bulmuştur.

Mayıs 18, 2026

 


💫Buzun Zaferinden Sokaklara 
1990'larda Rus buz patencisi Elena Gouliakova, yeteneği ve zarafetiyle Avrupa genelinde hayranlık uyandırdı. Buz üzerindeki zarafeti onu bir yıldız yaptı.
2000 yılında, eşi ve antrenörü Nikolay Suetov ile birlikte Monterrey'e taşındı ve burada onlarca Meksikalı çocuğa buz patenini tanıtan bir akademi açtılar. Bir an için, yeni bir başarı dönemi gibi görünüyordu.
Ancak 2006'da, acı verici bir boşanma ve merkezin kapanmasının ardından her şey değişti. 2010 yılına gelindiğinde Elena'ya paranoid şizofreni teşhisi kondu. O zamandan beri hayatı yürek burkan bir hal aldı.
Bugün, Jalisco'daki Tepatitlán'da, genellikle bir araba ve hayvanlarıyla birlikte hayatta kalıyor. Komşuları onu tanıyor, ancak dil engeli nedeniyle (sadece Rusça ve İngilizce konuşuyor) çoğu yardımı reddediyor.
 Onun hikayesi çarpıcı bir hatırlatma: zafer ve kırılganlık arasındaki mesafe sadece bir adım kadar olabilir. 
#ElenaGouliakova 
Kaynak BBC Word News