Kasım 17, 2023
HANIM
Osmanlı paşası torunu Olcay Hanım (Yıldız Kenter) yıllar önce bir deniz kazasında yüzbaşı olan kocasını kaybetmiştir. Şimdi ise rahim kanseridir ve ölüm korkusuyla yaşamaktadır. Ancak asıl korkusu tek dostu ve canlı varlığı olan kedisine ölümünden sonra kimin sahip çıkacağıdır.
Kasım 16, 2023
Bir İnsan… bir öykü
👉... 1964 yılında bisikletiyle Hacca gitmek istiyor fakat gideceğini kimseye söylemiyor.
✍️... Cebinde sadece 66 lirası var. Yollarda paraya çok ihtiyacı olmuyor.
✍️... Cilvegözü Sınır Kapısı'na varıyor. 1952 yılına ait pasaportunu gösteriyor. Fakat 5.000 lira döviz alması gerektiği söyleniyor, parası olmadığından geçemiyor.
👍... Yolundan vazgeçmiyor. Tel örgülerden bisikletini atıyor. Ardından kendisi de atlıyor. Bu kez bisikletini kucağına alıyor. Mayın tarlasından geçip Suriye asfaltına çıkıyor. Bisikletine binerek hızla ilerliyor. Amman’a varıp mola verdiği sırada tanıdıkları ile karşılaşıyor.
'Buradan öteye zorlanırsın, bizimle gel' diyorlar. Başta kabul etmiyor ama zorla ikna ediyorlar. Bisikletini Amman’da birisine emanet edip tanıdıklarıyla yola devam ediyor. Otobüsle Mekke’ye varıp Hac vazifesini tamamlıyor.
Dönüş yolunda (bir aksilik yüzünden) otobüsü kaçırıyor.
Arabadan arabaya aktarma yaparak Amman’a varıyor ve bisikletine kavuşuyor.
(Ürdün ve Suriye'yi geçtikten sonra) 'Nasılsa memleketime gidiyorum' diyerek bisikletiyle Türk hududuna geliyor. İşte orada, 5.000 liralık döviz almadığı ve kaçak geçtiği için tutuklanıyor.
(Savcılığa çıkarılan) Mehmet Neşet amca, 'Bu suçsa ben Beytullah’ı görmeye gittim. Gavur olmaya gitmedim ya, ne yaparsanız yapın' diyor, cezasına razı oluyor.
Mehmet Neşet Öz’ün bisiklet yolculuğu savcının çok dikkatini çekmiş. Savcının talebiyle bisikletli fotoğrafı çekiliyor.
Ve o fotoğrafı Hürriyet Gazetesi basıp haber yapıyor. Ailesi olayı gazeteden görüp öğreniyor, yanına gidiyorlar fakat alıp gelmek mümkün olmuyor.
Mehmet Neşet amca 27 gün cezaevinde yattıktan sonra beraat ediyor. Yol arkadaşı bisikletiyle otobüs bindirilip evine gönderiliyor.
Uzak akrabaları ve köylüleri Hacı Mehmet Neşet Öz için hep 'Yollarda ölecek, ölüm haberi gelecek' dermiş. Fakat vefatı söyledikleri gibi olmamış.
Vefatından bir gece önce köyündeki dört kahveye de girerek herkese çaylar ısmarlamış, 'Yarın benim bayramım var' demiş.
Ertesi gün, 19 Şubat 1976'da sabah saatlerinde yatağında huzur içinde vefat etmiş. Nur içinde yatsın. Allah rahmet eylesin."
Kasım 10, 2023
Atamız….💕
💫Atamızın boyu 1.74, kilosu ise 75 civarıydı.
42 numara ayakkabı giyiyordu. Ayakkabıları genelde siyah rugandı.
Atatürk'ün en sevdiği yemek, etsiz kuru fasulye ile pilavdı.
Kahveyi de çok seviyordu. Günde 10-15 fincan Türk kahvesi içiyordu. Atatürk’ün tüm gömlekleri beyazdı. Takım elbiselerinin modelini kendisi çiziyordu.
Lacivert rengi sevmezdi. Bu nedenle gardolabında laciverte yer yoktu. Atatürk'ün “Foks” adında bir köpeği vardı. Atamız Foks’u Yalova kaplıcalarına gittiği bir gün, seyyar bir fotoğrafçıdan 50 liraya satın almış. Foks öldükten sonra doldurulup mumyalanmış. Halen de "Atatürk ve Kurtuluş Savaşı Müzesi"nde sergileniyor.
Atarürk spor yapmayı çok severdi. Düzenli ata binerdi, yüzerdi ve bilardo oynardı.
Mustafa Kemal, çok kitap okuyan biriydi. Binlerce kitabı vardı. Ancak en sevdiği kitap, Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu adlı romanıydı. Öyle ki, kitabı sürekli yanında taşırdı ve zaman zaman rastgele bir sayfa açıp okurdu.
Atamız 44 sayfalık bir geometri kitabı yazdı. Bugün kullandığımız üçgen, dörtgen, çap, artı, eksi, bölü, oran gibi Türkçe kelimeleri Atatürk buldu. Atatürk’ün bu kitap dışında 13 kitabı daha var.
Mustafa Kemal; Medeni Bilgiler, Karlsbad Hatıraları, Bölüğün Muharebe Eğitimi gibi hem askeri hem de toplumsal konularda kitaplar yazdı. Atatürk isminde bir çiçek vardır.
Rivayete göre, Atamız çok seviyor diye bu ismi koymuşlar. Bir başka iddiaya göre ise Meksika kökenli çiçeği Türkiye’de yetiştiren bitkibilimciler çiçeğe Atatürk ismini verdi.
Mustafa Kemal Atatürk, son söz olarak, “Aleykümselam” dedi. Anlatılanlara göre, Atatürk, hasta yatağında doktoruna dikkatle baktı ve “Aleykümselam” dedi.
Ardından girdiği komada 30 saat kaldı. 10 Kasım günü ise hayatını kaybetti. Atamızı sevgiyle, saygıyla, minnetle anıyoruz.
Alıntı
Kasım 05, 2023
4 KASIM 1953
Ata'nın tabutu geçici kabirden çıkarıldı. (6 Kasımda işlem raporlaştırıldı.) 100 erkek ve 40 kız öğrenci 18.00'den itibaren sabah generallere teslim edene kadar "Gençlik Nöbeti" tuttu.
4 Kasım 1953'de, 31 Mart 1939 tarihinden itibaren 14 yıl lahdin altındaki geçici kabirde Türk bayrağı ile örtülü bulunan Atatürk'ün tabutu geçici kabir odasından çıkarıldı.
4 Kasım 1953'de mermer lahit kapağı söküldü ve tabutu kaldıracak olan makaralar, lahit salonunun tavanına yerleştirildi. Meclis Başkanı Refik Koraltan, Başbakan Adnan Menderes ve devletin üst düzey temsilcileri tabutun çevresinde toplanmıştı.
Başbakan Menderes, Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'ı tabutun yanına götürdü. Makbule Hanım başını tabuta dayadı ve dakikalarca öyle kaldı.
5 gün boyunca Tabut Türk Bayrağı ile örütülerek saygı nöbetleri eşliğinde Anıtkabir'e nakil işlemlerinin yapılacağı 9 Kasım günü beklendi.
Anıtkabir yapılana kadar Atatürk'ün naaşının korunabilmesi için tahnit denilen bir işlem uygulanmıştı. Prof. Dr. Lütfi Aksu tarafından gerçekleştirilen bu işlem sırasında naaşa, şırıngayla özel bir formül enjekte edilmiş ve Atatürk'ün koltuk altlarına iki küçük ilaç şişesi yerleştirilmişti.
İslam dini, ölünün defnini şart koştuğundan, geçici tahnitin bozulması gerekiyordu. Atatürk'ün Anıtkabir'e naklinden önce bu işlem için bir komite kurulmuş, tahnitin bozulması için Atatürk'ün tabutunun açılması kararlaştırılmıştı.
Tabutun açılma günü gelip de, komite üyeleri toplanınca Ankara Tıp Fakültesi Histoloji ve Embriyoloji Kürsüsü Başkanı Patolog Prof. Dr. Kamile Mutlu tabutun açılması talimatını verdi. 9 Kasım 1938 sabahı saat 7:30 da gül ağacından yapılmış tabutun vidaları sökülmeye başlandı. Tahta tabutun içinde madeni bir sanduka bulunmaktaydı. Sandukada gaz birikmiş olma olasılığı düşünülerek, bir burgu ile delik açıldı. Ancak gaz ya da koku çıkmadı. Sanduka talaş doluydu. Koruma solüsyonuyla ıslatılmış tahta talaşlarıydı bunlar. Talaş, naaşın ayak yönüne doğru toplanmıştı. Ağzı kapalı ve içi sıvı dolu bir şişe bulundu talaş arasında. Bu, naaşı koruma için kullanılan solüsyondan bir örnekti. Atatürk'ün naaşı, beyaz kefene sarılmıştı. Sargılar açılmaya başlandı. 15 yıl sonra ilk kez Atatürk'ün yüzünü görecek erkan nefeslerini tutmuştu.
Halk arasında, naaş çürüyüp bozulmuş gibi bir yığın söylenti dolaşmaktaydı. Kefenin sargıları açılınca, Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu, Atatürk'ün yüzüne baktı. Mutlu, gözlerini Atatürk'ün yüzünden ayıramıyordu. Profesör, derin bir oh çekmişti. Atatürk'ün derisi kahverengi bir hal almış; ama yüz hatları bozulmamıştı.
✨Atatürk araştırmacısı Prof. Dr. Utkan Kocatürk'ün, Prof. Dr. Kamile Şevki Mutlu ile yaptığı sohbetten aktardıklarına göre, Prof. Mutlu, gördüğü tabloyu daha sonra şöyle anlatmıştı;
-Atatürk, Dolmabahçe Sarayı'nda uyuyor gibiydi.
Prof. Kamile Mutlu, kenarda bekleyen komite üyelerini tabutun başına çağırdı. Onlar da tek tek tabutun içine baktı. En başta Başbakan Adnan Menderes vardı. Koyu renk takım elbisesi içindeki Menderes de katafalka çıktı, ürkek bir biçimde aşağı, tabuta baktı.
O an neler olduğunu Prof. Kamile Mutlu şöyle anlatır:
-Menderes çok heyecanlandı. Rengi sapsarı oldu. Bir de baktım ki, müzenin kapısına doğru gidiyor. Atatürk'ün yüzüne bakmadı. Tahmin ediyorum, kendinde o kuvveti bulamadı.
Salondaki herkes Atatürk'ü tek tek gördükten sonra naaş, tekrar solüsyonla ıslatıldı. Atatürk'ün vücudu beyaz kefenle sarıldı.
Osman Ersoy ve Halide İntepe, 10 Kasım 1953'te Etnografya Müzesi'nde asistan olarak çalışıyorlardı. Bu nedenle Atatürk'ü son kez görme fırsatını buldular. Osman Ersoy izlenimlerini şöyle anlattı;
-Kaşları fevkalade iyi şekilde fark ediliyordu.
Halide İntepe ise şunları söyledi;
-Bir ölü yüzü yoktu. Uyuyor gibiydi.
Atatürk'ü toprağa verilmeden önce en son gören 10 sivilden biri olan Anayasa Mahkemesi eski Başkanı Yekta Güngör Özden, o zaman 22 yaşında Hukuk Fakültesi öğrencisiydi. Özden de o anı şöyle anlattı;
-Atatürk'ün yüz ifadesi huzurluydu. O ana kadar Atatürk'ün öldüğünü kabullenememiştim. Fakat orada anladım ki Gazi ölmüştü.






