Eylül 28, 2024

Erkekler Kendisine Aşık Diye Annesi Tarafından 25 Yıl Boyunca Bir Odaya Hapsedilen Blanche Monnier’in Akılalmaz Hikayesi

 

25 yıl boyunca ne güneş ışığı gördü ne de ailesi dışında tek bir kişiyle konuşabildi...

Güzeller güzeli Blanche Monnier görüp görebileceğiniz en inanılmaz ve acıklı hayat hikayelerinden birine sahip.

Kendisi Fransız ve 1 Mart 1849 yılında Fransa’nın Poitiers şehrinde dünyaya geldi. O zamanlar çok iyi bir aileye sahip olduğu düşünülüyordu. Güzelliği, fiziksel görünümü ve kişiliğiyle oldukça ilgi görüyordu ve en önemlisi de onunla evlenmek isteyen çok kişi vardı. Ailesi aristokrattı ve söz konusu güzeller güzeli kızlarının evlenmesi olduğunda ise hiç oralı olmuyorlardı.

Gençlik yıllarında Paris'te sosyete camiasından olan birçok erkeğin dikkatini çekiyordu.

Blanche’a mektuplar gelmeye başlayınca bu durum annesi Louise Monnier'i rahatsız etti ve durum akılalmaz bir noktaya geldi. Akıllardaki tek soru şu oldu: Blanche o günden sonra mı sırra kadem bastı yoksa daha önceden kaybolmuş muydu?

25 sene boyunca her şeyden ve herkesten izole şekilde yaşadı...

Annesi Louise Monnier, pencerelerden içeriye güneş ışığı girmesin diye gereken tüm önlemleri alarak hatta en önemlisi kimse onu görmesin diye kızını sonsuza dek odasına kilitlemişti. Ailesi, erkek kardeşi ve evin çalışanları dışında Blanche’ın tüm dünyayla bağlantısını kesti. Odasındaki yataktan kalkmasına ve herhangi bir temel hijyen ihtiyacını karşılamasına izin verilmedi. Blanche, hayatının yarısı boyunca yemek yediği, idrarını ve dışkısını yaptığı yatakta yattı.

Ailesi, akrabalarına ve kızlarının arkadaşlarına kızlarını İngiltere’de yatılı bir okula gönderdiklerini ve programı nedeniyle çok yoğun olduğunu ve geri dönüşü düşünmediğini söyledi.

Okulu bittiğinde ise, Blanche'ın İskoçya'da kendi hayatını kurduğunu ve Fransa’ya geri dönmeyeceğini söyledi.

Tam tamına 25 yıl sonra, 23 Mart 1901'de, Paris’te bir başsavcı, Parisli tanınmış bir ailenin kapalı kapılar ardında bir şeyler sakladığını belirten isimsiz bir mektup aldı.

Mektubu yazan kişi hakkında hala bir bilgi yok ama tarihçiler mektubun çalışanlardan biri tarafından yazıldığını düşünüyor.

Mektupta şunlar yazıyor:

Sayın Başsavcı, Sizi istisnai derecede ciddi bir olaydan haberdar etmek.istiyorum. Madam Monnier’in evinde kilitli kalmış, aç, susuz ve son yirmi beş yıldır resmen bir çöplük içinde yaşayan bir kızdan bahsetmek istiyorum..

Monnier ailesi, Paris sosyetesinin önemli ve saygın isimlerinden olduğu için iddialara inanmak oldukça güçtü ama yetkililer yine de Monnier malikanesini araştırmaya gittiler.

Müfettişler bir odadan çürük kokusu geldiğini fark edene kadar, malikaneyi gezdiklerinde ilk başta herhangi bir şey bulamamışlardı. Çürük kokusunun geldiği odaya yaklaştıklarında, ilk olarak asma kilidin paslı olduğunu fark ettiler. Odanın yıllardır kilitli olduğunu anladılar. Hemen Asma kilidi kırdılar ve o an gözlerine inanamadılar.

Gördükleri ve yaptıkları araştırmalara dayanarak bir rapor yazdılar.

İşte bu raporda, gördüklerini özetleyen kısa bir kesit:

Bir deri bir kemik kalmış ölmek üzere olan bir kadın, dışkı ve yiyecek artıklarıyla kaplı çürümüş bir yatakta öylece yatıyordu. Yatağın üzerinde böcekler geziyordu. Odanın içerisindeki hava o kadar kötü ve dayanılmazdı ki soruşturmamıza devam edemedik.

Oda o kadar karanlıktı ki müfettişler barikatları pencerenin dışarısından kırdılar.

Blanche 25 yıl sonra ilk kez güneş ışığını gördü. Müfettişlere 25 yıl boyunca zincirlendiğini söyledi. Sağlık durumu o kadar kötüydü ki sadece 25 kiloydu ve kendi ayakları üzerinde duracak gücü yoktu. Hastaneye götürüldüğünde, oksijen alabilmenin ne kadar muhteşem bir şey olduğunu söyledi. Doktorlar, bu şekilde acımasızca bir odaya hapsedilmiş ve bunca yıldır hiç kıpırdamadan hayatta kalmış kızın yaşamasının bile mucize olduğunu söylediler.

Tüm Monnier ailesinin sorguya çekildiği dava sürecinde, annesi Louise Monnier tutuklandı ama tutuklanmasından 15 gün sonra hayatını kaybetti.

Yetkililer kalp rahatsızlığı sebebiyle öldüğünü düşünse de çoğu kişi fazla dozda ilaç alarak intihar ettiğini düşünüyor. Blanche’ın erkek kardeşi Marcel Monnier ise annesinin suçlu olduğunu söyleyerek kendini savunmaya çalıştı. Tüm kanıtlara rağmen Marcel, Blanche'a yapılan suça ortak olduğu için 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Blanche özgür kaldı ama yaşadıkları hiç de kolay değildi.

Tam tamına 25 yıl boyunca bir odada hapis kaldığı için zamanla koprofili, ekshibisyonizm ve şizofreni gibi sağlık sorunları oluştu. Fiziksel olarak kendini az da olsa toparlasa da psikolojik olarak asla toparlanamadı. Hayatının geri kalanını bakım evinde geçiren Blanche Monnier, 1913 yılında bir psikiyatri hastanesinde hayata gözlerini yumdu. 


Alıntı♥️🍀

Eylül 25, 2024

Taze Gelin, Şaşkın Damat

Çok keyifli bir film 🤗♥️



Neşet Ertaş

 Bazı ruhların bu dünyaya öğretmek için  gönderildiğine inanıyorum. Büyük usta Neşet Ertaş gibi. ‘Cahildim dünyanın rengine kandım…!’ Tüm hayatın özeti bence…🌹


 1938; Çiçekdağı, Kırşehir - 25 Eylül 2012; İzmir
Neşet Ertaş…Türk halk ozanı, Türkmen/Abdallık kültürünün ve müzik geleneğinin son büyük temsilcisidir. "Bozkırın Tezenesi" olarak da tanınır. Allah rahmet eylesin…🌹

Eylül 21, 2024

♥️♥️♥️♥️

 

El ele yaşlanma hayalleri kurduğu hayat arkadaşını kaybeden hemen her kadın ilk dönemde derin bir acı yaşıyor. Hayattan zevk almama, gelecekten korkma, umudunu yitirme, yürek sızısı, yalnızlık hissi ve çaresiz bir özlem... Bu duyguların etkisiyle iştahın kesilmesi ya da ilk birkaç aydan sonra tam tersine kalpteki büyük boşluğu doldurmak için psikolojik yeme dürtüsü...

Acı bitmiyor, özlem hiç geçmiyor ama yaşam rotasında yolunu kaybetmişlik hissinin yerini zamanla hayatın gerçekleri, ayakta kalma ve var olma mücadelesi alıyor.   

Artık evin maddi, manevi tüm sorumluluklarını tek başına üstleniyorsunuz. Eşinin benzin istasyonunun, bakkal dükkanının başına geçen kadınlar olduğu gibi, sevdiği adamın kaybı sonrasında evlatlarını okutmak için çalışmaya başlayanlar, arabasını, takısını satanlar da oluyor. 

Elektrik, su, telefon, doğalgaz aboneliklerini de sevdiğinizin adamın üzerinden kendi üzerinize geçiriyorsunuz. Onun kredi kartlarını kapatırken ise sevdiğiniz adam her seferinde yeniden ölüyor. Her bir kapatılan abonelik artık onun var olmadığı bir dünyada yaşamak zorunda kaldığınızı tokat gibi yüzünüze vuruyor. 

Muslukçuyla, çatıyla, badanacıyla, kısacası tamirat tadilat gerektiren tüm işler için ustalarla artık siz ilgileniyorsunuz. 

Onunla el ele çıktığınız tatil planları, geziler, yemekler olmayınca, arkadaşlarınızın, akrabalarınızın zamanları, izinleri, bütçeleri uymayınca kendinizi tek başına tatil planları yaparken buluyorsunuz. Korktuğunuz yalnızlığı deneyimleme ve onunla barışma süreci de oldukça sancılı geçiyor. 

Artık bir daha hiç yaşanmayacak sevdiğiniz adamla mutlu, neşeli günleriniz, anılarınız zihninizde canlanırken, gözlerinizdeki sağanağa, yüreğinizdeki fırtınaya engel olamıyorsunuz. Yolda, arabada veya bir kafede birden gözleriniz taşıyor. Aynı ilk günlerdeki gibi. 

Hayat arkadaşınız, sevgiliniz dağ gibi yanınızdayken size gülümseyenler, onun yokluğunda sizi arkadan vurabiliyor, her türlü küstahlığı, kötülüğü, bencilliği, saygısızlığı yapabiliyorlar.

İşte tüm bunların yas sürecindeki kadınları güçlendirdiği bir gerçek. İçiniz acıya acıya kendiniz için, çocuklarınız için ve ruhu hep sizinle olan sevdiğiniz adam için dimdik ayakta durmaya çalışıyorsunuz. 

Gözyaşları bazen sessizce bazen de sel gibi yanaklarınızdan aşağı akarken, birden elinizin tersiyle göz yaşlarınızı siliyor ve karşılarında dağ gibi durabilecek cesareti ve gücü kendinizde bulabiliyorsunuz. 

Acıyla, özlemle büyümek işte bu! Sevdiğinizin kaybı sizi değiştirip, dönüştürüyor, acılı, hüzün dolu ama matem sürecinde ruhsal büyüme ve dönüşüm yaşayan yeni bir kadın oluyorsunuz.

Benim gibi sevdiği adamı, eşini, hayat arkadaşını kaybeden ve matem yolculuğunda bunları deneyimleyen acılı ama bir o kadar da güçlü tüm kadınların kalplerinden öpüyorum.

Esra Öztekin..

( Rasim Öztekin'in eşi )