Kasım 10, 2025

Bazı insanlar

 

Evden çıkmayı sevmeyen insanlar vardır.

Üzgün ya da soğuk oldukları için değil, kendi eşyalarının arasında huzuru buldukları için.

Odaları, her şeyin anlam kazandığı küçük bir evrendir: sessizlik, pencereden süzülen ışık, taze kahvenin kokusu.

Sadece gerçekten gerektiğinde dışarı çıkarlar.

Yapmaları gerekeni yapar, fazla konuşmadan hemen geri dönerler.

Korktukları için değil, yorgun oldukları için: çünkü dünya onlara fazlasıyla gürültülüdür.

Bir, belki iki gerçek dostları vardır — ve bu onlara yeter.

Telefonları genellikle sessizdedir.

Ne aramalar, ne beklentiler, ne de cevap verme telaşı vardır.

Saatlerce sosyal medyada dolaşabilirler, hiçbir şey yazmadan, yorum yapmadan.

Sadece izlerler.

Dinlerler.

Kendileriyle sessiz bir diyalog içinde yaşarlar.

Sıcak sabah kahvesini, yavaşça okunan bir kitabı, camdan süzülen yağmuru ve mekânı yumuşak bir şekilde dolduran müziği severler.

Bazılarının yanında hiçbir kelimeye ihtiyaç duymadan her şeyi anlayan bir kedi ya da köpek vardır🥰

Dünya onlara “garip”, “içe kapanık”, “karmaşık”, “asosyal” der.

Ama öyle değiller.

Sadece farklılar. Daha doğrusu yorgunlar. Uzun yıllar dışarıdaki hayatı anlamaya çalışmışlar, çok emek vermişler en sonunda da huzuru sadece kendilerinde bulmayı öğrenmişlerdir.

Bu insanlar, bazı insanların sıkıldığı yerde huzuru bulurlar.

Dünya bağırdığında sessizliği seçerler.

Çünkü onlar için mutluluk gürültülü bir kutlama değildir.

Sıradan bir akşamdır — bir fincan sıcak kahve, açık bir kitap

ve başka hiçbir yerde olma zorunluluğu hissetmeden yaşanan huzur. ☕📖

Ekim 31, 2025

♥️♥️♥️

 

Hayatta dört aşamalı bir "silinme" süreci vardır:

Bu tamamen senin varoluşuna bağlıdır, başkalarına değil.

📌1- 55 yaşında:

İş yeri seni siler.

Hayatın boyunca ne kadar başarılı ya da güçlü olursan ol,

bir süre sonra sıradan bir insana dönüşürsün.

Bu yüzden eski işine ve onun verdiği üstünlük duygusuna tutunma.

Egonu serbest bırak, yoksa iç huzurunu kaybedebilirsin.

📌2- 65 yaşında:

Toplum seni yavaş yavaş siler.

Eskiden sıkça görüştüğün arkadaşlar ve iş çevresi azalır,ve artık önceki iş yerinde seni tanıyan pek kalmaz.

"Eskiden müdürdüm, yöneticiydim, ya da şu kişiydim..." deme.

Çünkü yeni nesil seni tanımıyor ve bu seni üzmemeli.

Bu da hayatın doğal bir sürecidir.

📌3- 75 yaşında:

Aile seni yavaş yavaş siler.

Çok sayıda çocuk ve torunun olsa da,çoğu zaman sadece eşinle ya da tek başına yaşarsın.

Çocukların arada sırada seni ziyaret ettiğinde,

bu onların sevgisinin bir göstergesidir.

Onları sık gelmedikleri için suçlama,

çünkü onların da kendi hayat mücadeleleri vardır.

📌4- 85 yaşında:

Zaman seni silmek ister.

Tanıdığın birçok kişi artık hayatta değildir.

Bu aşamada üzülme,çünkü bu hayatın kuralıdır ve herkes bu yoldan geçecektir.

Bu yüzden:

Hâlâ biraz gücün ve sağlığın varken,hayatını 

en iyi şekilde yaşa!

Malından mülkünden dilediğini harca, gidebildiğin kadar seyahat et,yardım etmek istediklerine yardım et,istediğini iç,oyna,

 eğlen, sevdiğin şeyleri yap!

Unutma:

Seni asla silmeyecek tek grup:

Eski dostlarındır.

Bu yüzden:

Eski ve samimi arkadaşlarınla daha çok 

iletişim kur, onları asla unutma...


Alıntı

Ekim 30, 2025

Yaş almak üzerine…

 

Birçok *hastalık* hastalık değil, *normal yaşlanmadır*. Pekin'deki bir hastanenin müdürü yaşlılara şu tavsiyede bulundu:

Hasta değilsiniz, yaşlanıyorsunuz. *Hastalık* olarak gördüğünüz birçok durum hastalık değil, *vücudun yaşlandığının* belirtileridir.

1. *Zayıf hafıza* Alzheimer değil, yaşlanan beynin kendini koruma mekanizmasıdır. Bu, bir hastalık değil, beynin yaşlanmasıdır. Anahtarlarınızı nereye koyduğunuzu unutup kendi başınıza bulabiliyorsanız, bu bunama DEĞİLDİR.

2. *Yavaş yürümek* ve dengesiz bacaklar ve ayaklar felç değil, kas dejenerasyonudur. Çözüm ilaç almak DEĞİL, *hareket etmektir*.

3. *Uykusuzluk* bir hastalık değildir, ancak beyin ritmini ayarlıyor. Uyku düzeninde bir değişikliktir. Uyku haplarını gelişigüzel kullanmayın. Uyku haplarına ve diğer uyku ilaçlarına uzun süreli bağımlılık, düşme, bilişsel bozukluk vb. riskleri artırır. Yaşlılar için en iyi uyku hapı, gün içinde daha fazla güneş ışığı almak ve düzenli bir rutin sürdürmektir.

4. Vücut ağrıları romatizma değil, yaşlanan sinirlere karşı normal bir tepkidir.

5. Birçok yaşlı "Kollarım ve bacaklarım her yerimde ağrıyor" der. Bu romatizma mı yoksa kemik hiperplazisi mi? Kemikler gevşer ve incelir, ancak "vücut ağrılarının" %99'u bir hastalık değil, ağrıyı artıran yavaş sinir iletimidir. Buna merkezi sensitizasyon denir ve yaşlılarda yaygın bir fizyolojik değişikliktir. Tedavi ilaç almaktan ziyade egzersizdir.

6. Kolesterol. Yaşlıların kolesterol seviyeleri, daha uzun yaşadıkları için biraz daha yüksektir. Kolesterol, hormonların ve hücre zarlarının sentezi için hammaddedir. Çok düşük bir seviye, bağışıklığı kolayca zayıflatabilir. Yaşlılarda kan basıncını düşürme hedefleri için kılavuz <150/90 mmHg'dir; <140/90 mmHg olan gençler için standart değildir. *Yaşlanmayı* bir *hastalık* olarak görmeyin.

7. Yaşlanmak bir hastalık değil, gerekli bir süreçtir.

Yaşlılara ve çocuklarına birkaç söz söylenmelidir: İlk olarak, unutmayın: her *rahatsızlık* bir hastalık değildir.

İkincisi, birçok yaşlı "korkmaktan" korkar. Fizik muayene raporundan veya reklamlardan korkmayın.

Üçüncüsü, çocuklar için en önemli şey *sadece* ebeveynlerini hastaneye götürmek değil, aynı zamanda yürüyüşlerde, güneşlenmede, yemeklerde, sohbetlerde ve bağ kurmada onlara eşlik etmektir.

*Yaşlanmak* düşman değildir. Yaşamanın başka bir adıdır... ama *durgunluk* düşmandır! *Sağlıklı kalın*

Brezilyalı bir onkolog şöyle dedi:

1. Orta yaş 50'de başlar ve 70'te bitmelidir.

2. Altın yıllar 70'te başlar ve 80'de biter.

3. Yaşlılık 80'de başlar ve 90'da biter.

4. Uzun ömür 90'da başlar ve ölümden sonra sona erer.

5. Yaşlı bir insanın temel sorunu yalnızlıktır. Genellikle eşler birlikte ölmez; biri önce ölür. Dul veya dul bir kadın aileye yük olur. Bu yüzden arkadaşlarınızla iletişimde kalmak, sık sık bir araya gelip iletişim kurmak, böylece muhtemelen size asla söylemeyecek olan çocuklarınıza ve torunlarınıza yük olmamak çok önemlidir.

Benim kişisel tavsiyem, hayatınızın kontrolünü kaybetmemenizdir. Bu, ne zaman ve kiminle dışarı çıkacağınıza, ne yiyeceğinize, nasıl giyineceğinize, kimi arayacağınıza, saat kaçta uyuyacağınıza, ne okuyacağınıza, neyle eğleneceğinize, ne satın alacağınıza, nerede yaşayacağınıza vb. karar vermek anlamına gelir. Çünkü tüm bunları özgürce ve tek başınıza yapamazsanız, başkalarına yük olacak, dayanılmaz bir insan olursunuz.

William Shakespeare, "Her zaman mutluyum!" demiş. Nedenini biliyor musunuz? Çünkü kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Beklemek her zaman acı vericidir. Sorunlar ebedi değildir; her zaman bir çözümleri vardır. Sorunlarımızın sorumlusunun biz olduğumuza inanırız. Çaresi olmayan tek şey ölümdür.

Tepki vermeden önce... derin bir nefes alın;

Konuşmadan önce... dinleyin;

Eleştirmeden önce... kendinize bakın;

Yazmadan önce... dikkatlice düşünün;

Saldırmadan önce... teslim olun;

Ölmeden önce... yaşayabileceğiniz en güzel hayatı yaşayın!

En iyi ilişki mükemmel insanla değil, mümkün olan en ilginç ve güzel şekilde yaşamayı öğrenmiş ve öğrenmekte olan biriyledir. Başkalarının eksikliklerini fark edin... ama aynı zamanda erdemlerine de hayran olun ve onları övün.

Mutlu olmak istiyorsanız, başkalarını mutlu etmelisiniz. Bir şey istiyorsanız, önce kendinizden bir şeyler vermelisiniz. Kendinizi iyi, arkadaş canlısı ve ilginç insanlarla çevrelemeli ve onlardan biri olmalısınız.

Unutmayın: Zor zamanlarda, gözlerinizde yaşlarla bile olsa ayağa kalkın ve gülümseyerek şunu söyleyin: "Sorun değil, çünkü biz bir evrim sürecinin meyveleriyiz."