Mart 14, 2026

YAŞLANMA BU KADAR MI GÜZEL ANLATILIR...

 

“Sanıyorum merdiven yapımlarında giderek daha sert malzeme kullanılıyor; eskisine göre hem basamakları çoğalttılar hem boylarını yükselttiler. 

Her şeyden öte ikişer ikişer çıkılmaz oldu, tek tek çıkmak zorunda kalıyor insan. 

Bir de yazıları küçülttüler her ne hikmetse. 

Burnumu gazeteye dayamak zorunda kalıyorum iki satır okumak için.

 Geçen gün avucumdaki bozuklukların üzerinde kaç kuruş yazdığını görmek için telefon kulübesinin dışına çıktım. 

Hani gözlük kullanmayayım, yanımdakine okutayım gazeteyi diyorum ama insanlar o kadar alçak sesle konuşuyorlar ki okuduklarında da tam anlayamıyorum ne okuduklarını. 

Her yer eskisinden daha uzak sanki. 

Evden durağa olan mesafe iki katına çıktı neredeyse. 

Önceleri hiç fark etmediğim bir de yokuş varmış evle durak arasında. 

Vapurlar da vaktinden önce kalkar oldu şimdilerde. 

Hani koşmanın da anlamı yok nasıl olsa benden önce halat alıyorlar. 

Kumaşlarda eski kumaş değil. 

Kısa sürede dar geliyor ne giysem. 

Ayakkabı bağları da kısaldı mı ne giderek erişilmez oldular. 

Hava bile tuhaflaştı. 

Kışlar daha soğuk yazlar daha sıcak. 

Tatil beldeleri bu kadar uzak ve zahmetli olmasa yolculuk da yapacağım. 

Kar bile ağırlaştı eskisi gibi kolay küreyemiyorsun. 

Kapı pencere çerçeve imalatında da değişiklik yaptılar sanıyorum, daha sert cereyan yapıyor karşılıklı açtığında.

 İnsanlar da sanki ben onların yaşındayken göründüğümden çok daha genç gibiler. 

Eski okul arkadaşlarımla üniversitede bir buluşma günü ayarladık, hayretler içinde kaldım bebek yaşta öğrencileri görünce.

 Ama itiraf etmeliyim ki bizim zamanımızdan çok daha terbiyeli yetiştiriliyorlar; bir kaçı bana “beyefendi” diye hitap etti; hatta aralarından biri caddede karşıdan karşıya geçmeme yardımcı oldu. Fakat buna mukabil hayret ediyorum yaşıtlarım benden çok daha yaşlılar. 

Tamam bizim jenerasyona yaşını başını almış gözüyle bakılıyor ama bunaklıklarına ve takıla topallaya yürümelerine ne demeli?

Aynı akşam üniversitenin barında bir sınıf arkadaşıma rastladım. 

Nasıl bir değişim geçirmişse artık beni tanıyamadı bile!!!"

(Philippe Noiret)

Mart 09, 2026

SANDALYE TEORİSİ

Her insanın hayatında bir masa vardır.
Sana gerçekten değer veren insanlar, sen gelir gelmez sana bir sandalye çeker.
Sana yer açarlar.
Sana bakarlar.
Sen hiçbir şey istemeden kendilerini ayarlarlar.
Senin orada olman doğaldır.
Hoş karşılanır.
Görülür.
Ama bir de diğerleri vardır:
Seni ayakta bırakanlar.
Sanki fazlalıkmışsın gibi davrananlar.
“Oturmayı hak ediyor musun?” diye seni sınayanlar.

Peki rahatsız edici gerçek nedir?
💫Eğer sandalyeni tekrar tekrar istemek zorunda kalıyorsan yada masanın yanında bekleyerek sürekli oraya sığabilmek için kendini küçültmek zorunda kalıyorsan belki de sen yanlış masadasındır.

Bazen insanlar yanlış masalarda kalmaya devam ederler.
Çünkü çocukluktan gelen bir çekirdek inanç fısıldar:
“Yer istemek zorundasın.”
“Fazla yer kaplama.”
“Şükret, sana bu kadar yer verildiğine.”
Ve böylece kişi…sandalyenin zaten kendisi için çekilmesi gereken yerlerde bile ayakta kalmaya devam eder.

💫Oysa gerçek şudur:
✅Seni fazlalık gibi gören yerlerde yer kapmak için savaşma.
✅Varlığını rahatsız eden yerde ısrar etme.

💫💫 Varlığının değer gördüğü yere git. 

Yada gitme!

Çünkü doğru insanlar…
sen oturmayı hak ediyor musun diye sormaz.
Sana zaten bir sandalye çekmişlerdir. Senin sandalyen o masada vardır!

Şubat 17, 2026

SENİ BANA KATSAM

1984 yılının İstanbul’unda, Aysel Gürel’in kaleminden dökülen bu şahane sözler Neco’nun  (Nejat Özyılmazel) kadife sesiyle birleşmiş. 

‘Masumiyet Müzesi’ dizisinin en güzel yanı bence bu oldu 🥰

👉♥️👉 BURAYA BASINIZ




Şubat 11, 2026