Ocak 26, 2026

KITAPSEVERLER BUYRUN FİLME

 Kitap okumayı çok seven biriyseniz muhakkak zevk alacağınız bir film. Ben filmi çok beğendim. İngiltere'nin eski zaman ve mekanlarını konu alan filmleri zaten oldum olası sevmişimdir.O eski zamanlar, kasvetli loş mekanlar;bulutlu, yağmurlu, kapalı havalar; rüzgarlı, olabildiğine uzanan çayırlıklar vs. bunlar benim çok hoşuma giden ögeler. Filmde, küçük bir kasabada kitapçı açmak için mücadele eden dul bir kadının, kasabada yaşayan, evinden çok nadir dışarı çıkan ve sadece kitap okuyan bir adamla tanışması ve gelişen olaylar anlatılıyor. Romantik dram türünde gayet hoş bir film.

🌿👀🌿 Aşağıdaki ‘Günün  Filmine’ tıklayarak izleyebilirsiniz değerli dostlarım📚☺️👩‍🏫📒📖

👉👉👉Günün Filmi 






Ocak 19, 2026

LEVENTANLER

 Ben bugün LEVENTANLERi tanıdım. İyiki tanıdım🙏
Aşağıdaki linke basarak sizde izleyebilirsiniz değerli dostlarım….👇♥️👇

https://youtu.be/01Oy_glxSNM?si=O5Ar2_y5JjOyx9Vt





Ocak 18, 2026

Evinize Biri Girdiğinde ASLA İzin Vermemeniz Gereken 10 Şey!...

 

Eviniz bir otel değildir.
Bir terapi odası değildir.
Başkalarının öfkesini, yargılarını ya da zehrini  boşaltabileceği bir sahne hiç değildir.
Eviniz sizin mabedinizdir.
Ve her mabet, saygıyı hak eder.
Acı gerçek şu ki;  bazen en zehirli misafirler yabancılar değil
bizzat aile olabilir.
👉 1. Kimsenin yaşam tarzınızı eleştirmesine izin vermeyin.
Eviniz düzenli mi, yoksa oyuncaklarla dolu mu
Akşam yemeğiniz lüks bir tabak mı yoksa basit bir çorba mı
Bunlar kimseyi ilgilendirmez.
Yaşam şekliniz yalnızca size aittir.
👉 2. Kötü enerjiyi kapınızdan içeri sokmayın.
Gerçek misafir huzur getirir, fırtına değil.
Ağzında zehir taşıyan biri, o zehri kapınızın dışında bırakmayı bilmelidir.
👉 3. Partneriniz, çocuklarınız ya da yalnızlığınız hakkında 
kimse hüküm vermesin.
Sizin faturalarınızı ödemeyen, sizin savaşlarınızı vermeyen insanlar, 
hayatınıza dair söz hakkına da sahip değildir.
👉 4. Karşılaştırmalara asla izin vermeyin.
“Falanca bunu aldı, şu şunu başardı” cümleleri zehirli bir oyundur.
Cevabınız net olmalı:
“Onun için sevindim, ama ben kendi yolumdan gidiyorum.”
👉 5. Nankör insanların sofranıza oturmasına izin vermeyin.
Şükran bedava bir erdemdir.
Yemeğinizi yiyip suratını asan birine ikinci tabak borçlu değilsiniz.
👉 6. Kimsenin sizi bedava terapisti yapmasına izin vermeyin.
Dinlemek nezakettir.
Ama biri size sürekli içini döküp, sizin hâlinizi hiç sormuyorsa, 
bu artık istismardır.
👉 7. Kapınızdan dedikodu girmesin.
Bugün başkalarını konuşan, yarın sizi konuşur.
👉 8. Başarılarınızın küçümsenmesine izin vermeyin.
Borç ödediniz mi 
Çocuklarınızı tek başınıza büyüttünüz mü
Zorluklara rağmen hâlâ ayakta mısınız
Bu küçümsenecek değil, kutlanacak şeylerdir. 
Alkışlamıyorlarsa, bari sessiz kalsınlar.
👉 9. “Güven” bahanesiyle saygısızlığı affetmeyin.
Güven, nezaketsizliğe ruhsat değildir.
👉 10. Kimse evinizde kendini ev sahibi sanmasın.
Sizin kurallarınızı, sınırlarınızı hiçe sayan biri, 
yolunu kapıya kadar bulmalı.
 Unutmayın:
Saygı dilenmez, talep edilir.
Eviniz, başkalarının öfkesini boşalttığı bir çöplük değildir.
Orası sizin sığınağınız, kutsal alanınız, huzur bulduğunuz yerdir.
Gerçek temizlik bazen yerleri silmekten değil, 
hayatınıza uygun olmayan insanları kapının dışında bırakmaktan geçer.
Çünkü evinizi korumak aslında kendinizi korumaktır.
Alıntı

Ocak 16, 2026

Neşeli Bir Ritmin Arkasındaki Çığlık: "Baba, Neredesin?"

 Tarih 1994’tü. Ruanda'da gökyüzü kararmış, sokaklar kanla yıkanırken, Belçika’da küçük bir çocuk pencere kenarında babasını bekliyordu. O çocuk Paul’dü. Biz onu bugün dünyaca ünlü sanatçı Stromae olarak tanıyoruz.

Binlerce kilometre ötede, Ruanda’da 100 gün süren o korkunç soykırım başladığında, Stromae’nin babası Pierre, ülkesini ve ailesini korumak için oradaydı. Ancak bir gün telefonlar sustu. Kapılar kapandı. Hutu milislerinin nefret dolu palaları, 800.000 kişiyle birlikte Stromae’nin babasını da hayattan kopardı. Cesedi, parçalanıp bilinmeyen bir yere atıldı; küçük Paul’ün babasının bir mezar taşı bile olamadı.

Yıllar geçti, Paul büyüdü ama o boşluk hiç dolmadı. O da acısını notalara döktü. Herkesin dans ettiği, neşeli, kıpır kıpır bir Afro-Soul ritmi yazdı. Ancak şarkının sözleri, o neşeli müziğin tam tersine, parçalanmış bir çocuğun yakarışıydı.

Şarkının adı "Papaoutai" idi.

Bugün bu şarkıyı dinlerken duyduğunuz o ritim sadece bir müzik değil; 1994 Ruanda Soykırımı'nda babasız bırakılan binlerce çocuğun cevapsız kalan sorusudur:

"Söyle bana, neredesin baba? Söyle  o zaman nereye gideceğimi bilebilirim. Baba, neredesin?.."


Şarkının tamamını aşağıdan dinleyebilirsiniz değerli dostlarım👇🌿👇