Temmuz 06, 2026

Aziz Nesin’in vasiyetinde belirttiği ‘mezarımın yeri belli olmasın. Üzerimde çocuklar oynasın’ isteğiydi. Nesin Vakfı’nın bahçesinde gerçekleşen defin işlemini o gün televizyonların helikopterle takip ediyordu. “Bahçeye daha önceden 6-7 çukur açtırmıştık. Helikopterin yaklaştığını görünce Aziz abinin naaşını bir çukura koydum ve kepçeciye hemen bütün çukurları aynı anda kapatmasını istedim.Neyse ki helikopter yetişemeden Aziz abinin üzerine biraz toprak atılarak kapatıldı. Sonra da çukurların hepsi aynı anda kapatıldı. Şu an o mezarın yerini benimle birlikte 5-6 kişi biliyor. Ve gerçekten üzerinde çocuklar oynuyor.”

Müjdat Gezen

******

Bitki olacaksam 

Çayır çimen olayım 

Aman baldıran değil 

Yol altında kalacaksam 

Gelin arabaları geçsin üstümden 

Çelik paletler değil 

Üstümde çocuklar koşuşsun 

Ne kaçan ne kovalayan 

Askerler değil 

Kerpiç yapacaksanız beni 

Okullarda kullanın 

Cezaevlerinde değil 

Soluğum tükenmez de kalırsa 

Islık öttürsünler 

Aman ha düdük değil 

Kalem yapın beni kalem  

Şiirler yazan sevi üstüne 

Ölüm kararı değil 

Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında 

Sakın ola ki 

Silahlarla değil 

Aziz NESİN

Anısına saygı ile...

Haziran 27, 2026

ADNAN



Şu an 'adnan' belgeselini izliyorum ve kelimenin tam anlamıyla içim darmadağın oldu. Ekranlardaki o 'kedicik' şovlarının arkasında meğer ne büyük acılar varmış... Kızlarını o yapının elinden kurtarmaya çalışan bir babanın feryadını izledim, çaresizliği resmen içime işledi. Sadece bir suç şebekesini değil; karartılan hayatları, yıkılan aileleri anlatmışlar. Çok ama çok sarsıcı..."

Haziran 25, 2026

Mutlaka İzle




Her şeyin hızla akıp gittiği, kalabalıkların içinde bile yalnız hissettiğimiz bu çağda, ruhunuza ilaç gibi gelecek bir hikayeyle geldim. 

"Dağlardaki Yalnız Adam: Veysel'in Yayla Sevinci" belgeselini az önce bitirdim ve içimde bıraktığı o derin huzuru kelimelerle anlatmam çok zor. Şehrin tüm gürültüsünü, koşturmacasını bir kenara bırakıp sadece doğanın, sadık hayvan dostlarımızın ve bir insanın içsel dinginliğinin sesini dinlemek... Veysel’in o yüce dağların eteklerinde, can dostlarıyla kurduğu saf ve koşulsuz bağ bana unuttuğumuz pek çok şeyi yeniden hatırlattı.

Eğer şu sıralar içinizi ısıtacak, size "gerçek huzur neydi?" diye sorduracak samimi bir yolculuğa çıkmak isterseniz, bu belgesele mutlaka bir şans verin. 

Ben izlerken hem gözlerim doldu hem de ruhum dinlendi; eminim size de çok iyi gelecek. ⛰️🐾

Mayıs 22, 2026

“Kapama oğlum… Evde ses olsun…”

 


Babam biz evden ayrıldıktan sonra gece televizyon açık uyumaya başladı.

İlk başta “alışkanlık olmuş” sandım.

“Yaşlı adam işte… sesi seviyor herhalde” dedim.

Bir gece onda kaldığımda gerçeği anladım.

Gece saat iki gibi su içmek için kalktım.

Salonun ışığı kapalıydı ama televizyonun o mavi ışığı hâlâ yanıyordu.

Babam koltukta uyuyakalmıştı.

Üzerinde eski hırkası…

Bir eli göğsünde, sanki üşüyormuş gibi kendi kendine sarılmış.

Sessizce gidip televizyonu kapatayım dedim.

Tam kumandaya uzanırken uykusunda mırıldandığını duydum:

“Kapama oğlum… Evde ses olsun…”

O an içimde bir şey çöktü.

Babam karanlıktan korkmuyormuş.

Sessizlikten korkuyormuş.

Eskiden çayın hiç eksik olmadığı evin sessizliğinden…

Kapı çalınca “Kim geldi?” diye heyecanlanılan günlerin bitmesinden…

Akşam sofralarında herkesin aynı anda konuştuğu zamanların yok olmasından…

Bir zamanlar çocuk sesleri dolan evde artık yalnızca duvarların kalmasından…

Ve belki de en çok…

Birinin çıkıp:

“Baba bugün nasılsın?” dememesinden.

Biz kendi hayat telaşımızdayken…

İş, güç, trafik, çocuklar, yorgunluk derken…

O, gün içinde kimseyle konuşmadan saatler geçiriyormuş.

Bazen sırf ev boş görünmesin diye televizyonu açık bırakıyormuş.

İnsan sesi olsun diye…

Birileri varmış gibi hissetsin diye…

O gece uyuyamadım.

Ellerine baktım.

Bir zamanlar beni düşürmeden tutan ellere…

Okul harçlığım olsun diye kendi ihtiyacını erteleyen ellere…

Hasta olduğumda başımda sabahlayan ellere…

Ve şunu anladım:

Bazı yaşlı babaların paraya ihtiyacı yok.

Bir çaya…

Bir yarım saat muhabbete…

“Bir şeye ihtiyacın var mı baba?” cümlesine ihtiyacı var.

Ama bir yerden sonra istemeyi bırakıyorlar.

Yük olurum diye…

Rahatsız ederim diye…

“İyiyim oğlum” demeyi öğreniyorlar.

Belki de en acı olan bu…

Bir ömür evi ayakta tutan adamın…

Geceleri yalnız hissetmemek için televizyon sesiyle uyumaya çalışması.

Bazı insanlar yaşlandığında “istememeyi” öğrenir. Çünkü yıllarca güçlü olmak zorunda kalmışlardır. İçten içe gelişen “yük olmayayım” çekirdek inancı, zamanla yalnızlığı kabullenmeye dönüşebilir. Oysa bazen bir telefon, birlikte içilen bir çay ya da kısa bir ziyaret… yılların sessizliğini bir anda dağıtabilir.