Julia Roberts’ın söyleyip söylemediğinden emin olmadığım ama sevdiğim bir sözü var:)
"İnsanlar seni terk ettiklerinde, bırak gitsinler. Kaderin, seni terk eden kişilere bağlı değildir. Bu, onların kötü insanlar olduğu anlamına gelmez; sadece senin hikayendeki rollerinin sona erdiğini gösterir."
Bu sözler, bize hayatın buluşmalar ve vedalarla dolu doğal döngüsünü hatırlatıyor. Yolumuza çıkan her insanın bir amacı vardır: Kimi bize ilham vermeye gelir, kimi ders olmaya, kimi de yalnızca yolculuğun belli bir noktasında eşlik etmeye...
Tıpkı mevsimlerin değişmesi gibi, bazı ilişkiler de zamanla değişmeli ve son bulmalıdır.
Birisi hayatından çıktığında, bunu bir kayıp olarak değil, bir geçiş dönemi olarak gör. Bu ne bir reddedilmedir, ne de bir başarısızlık göstergesi… Sadece paylaşılan hikayenin o bölümünün sona erdiğine işarettir.
Gitmesi gerekenlere tutunmak, hayatın doğal akışına direnmek demektir. Bu, büyümeni geciktirir, önündeki yeni olasılıkların yolunu kapatır.
Unutmak; yaşanmışlıkları silmek değil, onları onurlandırmak ve yeni kapıların açılmasına izin vermektir. Bir vedayı kabul etmek, o kişinin hayatında önemli bir rol oynadığını kabul etmektir. Ama bil ki, yolculuğun artık başka bir yöne ilerliyor.
Evet, bu ayrılık canını yakabilir. Ama bil ki, bu acıdan yeni bir şey filizlenir: daha derin dostluklar, daha anlamlı ilişkiler ve en önemlisi, kendinle kurduğun daha güçlü bir bağ.
Unutma: Hikâyeni sen yazıyorsun. Biri gitmeye karar verdiğinde, bunu kitabının sonu değil, sadece çevirdiğin bir sayfa olarak gör. Kader hata yapmaz. İnsanları hayatına gerektiği zaman getirir, gerektiği zaman götürür… Her şey, büyümen içindir.
---

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder