Mayıs 02, 2026

Babam Ankara’nın Ayazını Severdi

 
Babam Ankara’nın ayazını severdi.“Bu şehrin soğuğunun karakteri var,” derdi.Her sabah Kızılay’da aynı simitçiye uğrar,elinde simit, yanında ince belli çay…Nefesi havada duman olurdu,ama sigarası hiç sönmezdi.
Babamın kokusu Ankara gibiydi: kuru ayaz, kolonya… ve tütün.
Ben o kokuyla büyüdüm.
Hiç rahatsız olmadım.
Çünkü o, babamdı.
Ta ki bir sabah…
o kokunun içine başka bir şey karışana kadar.
İlk O Sabah Anladım… Bir Şey Değişmişti
Kahvaltıdaydık.
Babam simidini çaya batırdı, yutkunmak istedi… durdu.
Sesi çatladı.
Boğazı düğümlendi.
“Üşütmüşümdür,” dedi.
Ama Ankara’nın ayazı bile
insanın sesini böyle kırmazdı.
İki hafta geçti.
Sesi inceldi.
Sonra kaybolmaya başladı.
Merasim Sokak’taki doktor baktı, sustu…
Sonra sadece şunu söyledi:
“Detaylı bakmamız lazım.”
Hastane koridorları…
soğuk, uzun, kalabalık… ama tuhaf şekilde yalnız.
Ve bir gün o cümle geldi:
“Gırtlakta kitle…”
Babam o an ilk defa susmadı…
çekindi.
Sanki herkes onun kokusunu fark etmiş gibi.
O Koku… Artık Aynı Değildi
Tütün kokusunun arasına
garip bir şey karışmıştı.
Pas gibi…
yanmış soba gibi…
eski otobüs egzozu gibi…
Ben geri çekilmedim.
Gülümsedim.
Ama babam anladı.
Yanıma yaklaşırken yüzünü çeviriyordu.
Boğazını gömleğiyle kapatıyordu.
Sanki bu, yıllardır taşıdığı alışkanlık değil…
yeni işlenmiş bir suç gibiydi.
Bir gün eve geldi.
Kapıda durdu ve dedi ki:
“Sen rahatsız olma kızım… ben üstümü değiştireyim.”
İşte o an…
sigaranın sadece içilmediğini anladım.
İnsan bazen onu saklamaya da çalışıyormuş.
Ameliyat Günü
Ankara griydi.
Babam pencereye baktı:
“Bu ayazı özleyeceğim,” dedi.
Sesi yok gibiydi.
Ameliyattan sonra…
boğazında küçük bir delik vardı.
Artık oradan nefes alıyordu.
Sesi yoktu.
Gece yanında oturdum.
Bir an nefesi kesildi.
Kalbim durdu sandım.
Eliyle işaret etti…
yardım istedi…
Titreyerek müdahale ettim.
Sonra bana baktı.
Utandı.
Gerçekten utandı.
Ben yanağımı omzuna yasladım.
Geri çekilmedim.
O an anladı:
Ben kokudan rahatsız değildim.
Ben…
ona bunu yaşatan şeyden nefret ediyordum.
Babam hâlâ mücadele ediyor.
Ama ben o gün şunu öğrendim:
İnsanı öldüren şey sadece duman değil…
Sevdiklerinin yanında
başını eğdiren o utançtır.
Sigara içenler bu yazıyı sevmez.
Hatta çoğu okumaz bile.
Ama bir gün…
Bir yerde…
Bir cümle takılır akıllarına.
Çünkü gerçek şu:
En ağır hikâye sigara içene değil…
onu izleyene yazılır.
Bir kız çocuğu
babasının kokusuyla büyür…
Ama o koku değiştiğinde
her şeyi anlar.
Alıntı

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder