Kasım 29, 2025

GEMİCİYE GÖNÜL VEREN YUGOSLAV KIZI...

 

Berrin Turan hanımefendi'nin kaleminden..

❝Annem ve babam 1959 yılında İtalya’nın Trieste limanında tanışmışlar. Annem bir Hırvat… Hırvatistan’ın Rijeka şehrinde yaşarmış. Babam da Türk bir denizciymiş. O yaz babamın çalıştığı gemi Trieste limanına demirlemiş ve aynı günlerde annem de haftasonu gezisi için oradaymış...

Limanda birbirlerini görmüşler ve ilk görüşte aşık olmuşlar. Biraz İngilizce, biraz İtalyanca anlaşmışlar, birlikte şehri gezip dolaşmışlar. Çok geçmeden ayrılık vakti gelmiş. Babam annemin ev adresini alarak vedalaşmış. Annem Rijeka’ya, babam da gemisine geri dönmüş.

Aradan 3-4 ay geçmiş. Bir gün anneannesi evin kapısından anneme seslenmiş: “Maria buraya gel, bir adam seni soruyor.” Annem kapıda babamı görünce hem şaşırmış hem de çok sevinmiş. Babam anneme “Hazırlan seni almaya geldim, Türkiye’ye gidiyoruz.” demiş.

O yaşlarda genç bir kız için çılgınlık olsa da annem bu teklifi kabul etmiş. Anneannesi annemi “Gitme kızım, onlar 2-3 evli oluyor, diğer kadınlar seni boğaza atarlar” diye korkutmuş ama nafile, annem babama duyduğu sevgiyle yola koyulmuş.

Babam da gözünü karartmış, anneme erkek kıyafetleri giydirip başına bir kasket takarak gizlice gemiye bindirip saklamış. Babam dikkat çekmeden anneme yiyecek içecek götürüyormuş. Hırvatistan’da gemilerin çok detaylı arandığı bir sınır bölgesi varmış.

Babam oraya yaklaşırken annemin yanına inip ben gelene kadar sakın sesini çıkarma, iyi saklan deyip tekrar yukarı çıkmış. Duyguları heyecan, korku ve mutluluk arasında mekik dokuyormuş. Gemi durduğunda bir anda o bölgenin elektriği kesilmiş ve gemiyi üstünkörü arayabilmişler.

Babam annemin yanına gidip olanları anlatmış ve sarılıp ağlamışlar. Annem bu anı her anlattığında yine ağlardı. O anın mucize olduğuna inanırdı. Türkiye karasularına girdiklerinde yolculuğun zor kısmını atlattıklarını düşünmüşler ancak öyle olmamış.

Annem limanda yakalanmış. Konu anlaşılınca da serbest bırakılmış. O zamanlar birçok gazetede haberleri çıkmış. Annem 1961 yılında Türk vatandaşlığını alınca babamla evlenmişler. Adı Meral olmuş. Babam denizciliği bırakınca, birkaç yıl İstanbul’da, birkaç yıl Bursa’da yaşamışlar.

Sonra daha iyi bir hayat ümidiyle Almanya’ya gitmeye karar vermişler. 1968 yılında annem, ondan bir yıl sonra da babam Berlin’e gitmiş. Annem Bosch’ta, babam da Elektrolux fabrikasında çalışmış. 1970’te ben doğmuşum ve Berlin şehrinin anısına ismimi Berrin koymuşlar. ☺️

Ve hayatımızın en zor günleri… 1970’in haziran ayında babam fabrikada bir iş kazası sonucu hayatını kaybetmiş. Annem kucağında dört-beş aylık bebeğiyle kalakalmış. Sonra da kararını vermiş ve babamın cenazesiyle birlikte Türkiye’ye kesin dönüş yapmış.

“Babanın mezarı nerede, ben de oradayım” derdi, ondan uzak olmaya dayanamazdı. Birlikte yalnızca 11 yıl yaşasalar da aşkları bir ömür boyu sürdü. Annem Eylül 2020’de hayata veda etti ve şimdi sevdiğiyle yan yana yatıyor. 50 yıl sonra tekrar kavuştular.❞ 🌿


Berrin TURAN ~☆☆

Kasım 28, 2025

💕💕💕

 

Yaşam ;

Umut etmeyi gerektirir,

beklenmedik zamanda yeşeren

Çiçekler gibi ,

Sımsıkı tutunabilmeyi hayata....

KISSADAN HİSSE........

Adam, ormanda dolaşırken, çalıların arasında bir tilki görmüş. Ama bu tilkinin dört ayağı da sakatmış. Adam, bu tilki böyle nasıl yaşıyor, merak etmiş. İzlemeye başlamış. Birden çalıların arasından ağzında bir tavukla bir aslan çıkmış gelmiş. Aslan tavuğun yarısını tilkiye vermiş, diğer yarısını kendi yemiş ve çekip gitmiş.

Adam bu mucize karşısında donmuş kalmış.

“Allah’ım” demiş, “Sen kullarını nasıl koruyup kolluyorsun. Ben de sana teslim oluyor ve kendimi sana bırakıyorum.” Ve gitmiş bir ağacın altına oturmuş, beklemeye başlamış. Bir gün geçmiş, iki gün geçmiş hiçbir şey olmamış. Adam açlıktan ölecek. Ellerini açmış, göğe seslenmiş.

“Allahım beni görmüyor musun?” Gökten bir ses gelmiş: “Görüyorum da şaşırıyorum, neden sakat tilkiyi taklit ettin de, o yiğit aslanı taklit etmedin?”

Sık sık kendinize bakın. Kimi oynuyorsunuz, tilkiyi mi, aslanı mı?

Ne zaman birilerinden bir şeyler bekliyorsanız bilin ki siz topal tilkisiniz........

Kasım 18, 2025

İnsan 50 yaşından sonra…

 

İnsan 50 yaşından sonra arkadaş yapamıyor kendine. 

Yapsa da eskiler gibi olmuyor. 

Halbuki uykuya dalar gibi arkadaş olurduk okuldayken. Arkadaş olmak için yaratılmış gibiydik.

Bir hafta içinde böbrek verecek hale gelirdik.

Neden olmuyor bu işler 50'sinden sonra..

Oysa o ne güzel bir iştah, o ne güzel bir açlıktı...

Herkes herkese açtı. Seçer, bulur buluştururduk "ruh ikizlerimizi." 

Ne de çok ruhtaşımız vardı. 

Hiç açıkta kaldığımı hatırlamıyorum..

Ölümüne sevdiim, uğrunda her şeyi göze alabileceğim, her şeyiyle güzel, 

her şeyiyle doğru, her şeyiyle kabul ettiğim...

Şimdi ne zor. Herkes kapalı kutu. 

Herkes kapanmış, kaplumbağa olmuş.

Bir kahve içimi zorlu randevulara bakıyor. 

Yatıya kalmak bir tabu.

Evler de gönüller de sımsıkı kapalı. 

Gençliğin en çok bu yanını özlüyorum.

Ne güzelliğini, ne diriliğini, ne başıboşluğunu. Aynı yazarı, aynı şairi seviyoruz diye kuruluveren dostlukları özlüyorum.

Birbirimize yazdığımız o uzun, o ayrıntılı mektupları özlüyorum. 

Birbirimizi eleştirmeyişimizi özlüyorum. 

Birbirimizin dedikodusunu yapmayışımızı özlüyorum. 

Arkadaşımı koruyacağım diye annemle yaptığım şiddetli kavgaları özlüyorum.

Kavgayı değilse de kavganın altındaki ruhu özlüyorum. Dünyaya karşı arkadaşımın koruyucu meleği olmayı özlüyorum. 

Veya öyle olduğumu sanmayı….

50'sinden sonra arkadaş yapılamıyor. 

Kötülükten değil. 

Başka bir şey. 

Ama neden çözemiyorum...

Kasım 12, 2025

Hacel Obası

 

İlk Haluk Levent’ten dinlediğim 'Hacel Obası' türküsü Sivas/Şarkışla yöresine aitmiş dostlarım. Son günlerde çok işitince hikayesini merak ettim. Şöyleymiş;

Bir zamanlar 3 kardeş Gedik ovasına (Şarkışla) gelir ve kendi obalarını kurar. Zaman geçer, bu obada güzeller güzeli, alımlı çalımlı Ayşe kız doğar ve gün geçtikce serpilip büyür. Kızın ailesinin konakları vardır ve çok zengindir.

Ayşe'ye yanıp tutuşan genclerden biri de Mustafa'dır. Ayşe'de de Mustafa'ya ilgilidir, gizli gizli buluşmaya başlarlar.  Aşkları epey sürer, taa ki Teğmen Nazım'ın Şarkışla'ya gelinceye dek.

Nazım, okumuş çabalamış ve Teğmen olmuştur. Ailesine ziyarete gelir köyüne.Okumuş teğmen olmuş zıpkın gibi delikanlı Ayşe'yi görür görmez sevdalanır, ailesini gönderip istetir de.

Ancak Ayşe'nin talibi Mustafa'dır, tercih yapmaya zorlanır; Köylü Mustafa mı, Teğmen Nazım mı?

Ayşe, Mustafa'yı tercih ederse köyde kalacak, köy işleri yapacak inek dana bakacaktır. Nazım ile evlenirse ise 'Asker eşi" olacaktır.

Teğmen Nazım'la evlenmeyi kabul eder Ayşe. 

Yeni elbiseler, takılar Ayşe'nin başını döndürür. Fakat bir yandan Mustafa'yı her görüşünde utanır yaptığından, konuşmaz onunla. Lâkin Ayşe'nin zamanla nispet yapar gibi davranması Mustafa'yı deli eder ve şöyle söyler;

Hacel obasını engin mi sandın?

Ayağında potini var zengin mi sandın?

Her olur olmazı dengin mi sandın?

Ay da doldu göremedim yar seni.

Merdivenden tıkır mıkır inişin,

Çığırdaşır altın ile gümüşün,

İpti söz verişin sonra dönüşün,

Ay da geçti göremedim yar seni.

Suya gider bir incecik yolu var,

Sıktırmış kemeri ince beli var,

Söylerim söylemez tatlı dili var,

Ay da geçti göremedim yar seni,

Tren gelir acı acı sesleninir,

Yağmur yağar çift entere ıslanır,

Zalım anan duyar sana herslenir,

Ay da geçti göremedim yar seni…

💕Son günlerde duyduğumuz şekliyle aşağıya ekledim. Dinleyebilirsiniz💕


Not: Mustafa da inşallah çok mutlu olmuştur.🙏🥰 Onunla ilgili bir bilgiye ulaşamadım.