Ocak 10, 2020

Etimesgut Anadolu Lisesinden Maryland Universitesine...



                                         🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿   

Herkes  kendi yaşadığını bilir.
Bizim hikayemizi de biz bildik.

Taki...  Zulfunar Yavuzkan Rasin ile yolumuz kesişinceye kadar. 
Sevgili Zülfünar bu hikayeyi herkes bilsin istiyorum, dedi.
Ve bu ropörtaj ortaya çıktı. 
Yetmedi,
YENI NESIL GURBETCILER AMERIKA🇺🇸🇹🇷  sayfasında yayınlandı.
Teşekkürler  Zulfunar Yavuzkan Rasin 🙏

Beni tanıyanlar bilir,
Sohbet etmeyi severim.😊
Ropörtaj bundan dolayı azıcık uzun.
Baştan peşin peşin söyleyeyim de😉

                        🦋🌼🦋🦋🌼🦋🦋🌼🦋🦋🌼🦋

                                            
***Merhaba, kendinizden bahseder misiniz?
Anavatandan herkese kocaman merhaba...
Ben Ferdağ AYDIN. Gelibolulu esnaf bir ailenin kızı olarak, Gelibolu’da doğdum.
25 yıldır anne, 28 yıldır öğretmen ve 29 yıldır da eşim. Yaşım mı? 50 oldum artık ben. 2020 yılı, bana  hem 50 yaşımı hem de emekliliğimi getirdi. Bu yıl emekli  oluyorum. 28 yıldır giydiğim öğretmenlik elbisemi çıkartıp, emekli hocahanım elbisemi giyeceğim inşallah.

*** 50 yaşınız ve emekliliğiniz için tebrikler.
Teşekkür ederim. Ayrıca, 50 yaş ve emeklilik kelimelelerini karşıdan duymanın da ayrı bir heyecanı oluyormuş. 🥰

*** Göçmenliğiniz nereden geliyor?
Annem, bebekken benim alnımdan öpermiş. Rahmetli babaannem de bildiğiniz eski osmanlı hatunlarından. Anneme dermiş ki; “ Zahidecim kızını alnından öpme, gurbete çıkar, sen de hasret çekersin”.  Annem  babaannemi duymamazlıktan gelir, içinden de ben çocuğumu Gelibolu’dan dışarıya yollamam diye geçirirmiş.  HAYAT  annemi değil,  rahmetli babaannemi haklı çıkarttı.  17 yaşımdan beri ben gurbetteyim, annem de hasret çekmekte.
Ne yapalım?  Dinleseydi kaynanasını. 😀
Gurbete çıkmanın alından öpmeyle ilgisi var mı, yok mu? bilemiyorum. Tüm göçmen kuşlara sormak lazım, anneleri bebekliklerinde alınlarından mı öpmüşler onları? diye. 😉

Gelelim bizim hikayemize, idealist, vatan sever genç bir çift olarak eşimin görevi dolayısıyla vatan toprağını gezerken  her tayinle, ayrı bir göç hikayesinin içinde bulduk kendimizi.
Ben göçmen kelimesini sadece yurt dışında yaşayanları tanımlayan bir kelime olarak görmüyorum. Yıllarca vatan toprağı üzerinde dilini, örfünü,  adetini hatta yemeğini  bile bilmediğim insanlarla tanıştım ben. Birbirimizden o kadar farklıydık ki... Ancak bu farklılıklarımız birbirimizi  tanımamıza , sevmemize engel olamadı. Kalpler iyi , niyetler iyi olunca bir bakıyorsunuz o yabancıyla  en iyi dost olmuşsunuz gurbet ellerde. Ondan dualarımızda demez miyiz? “Hep iyi insanlar çıksın karşımıza” diye. 🙏
Bir de unutmadan; topladığın  bavulunu ha vatan toprağında açmışsın, ha vatan toprağının dışında. Sen o bavulu bir kere topladın mı? topladın.  
Artık kaderden kaçamıyorsun. Bundan sonra sen bir GÖÇMENSİN. Yani geçmiş olsun:)

***Peki sadece Türkiye içinde mi göçtünüz?
Yok, yok... Öğretmenliğimin de etkisinden olacak sanırım iyi konuştum değil mi? Yavaş yavaş geliyorum. Siz ne diyordunuz ? “Easy, easy” 😊

***İlk yurt dışınız ne zaman oldu?
1999’da eşimin görevi dolayısıyla  Amerika’ya geldik. Huntsvill Alabama’da bulunduk. O zamanlar evlatcığım 4 yaşındaydı. Tatlı, sevimli bir oğlancık...
Bize sofralarını , yüreklerini açan o kadar çok iyi insanla tanıştım ki, hem Türk hem Amerikalı olan. Onlarla olan anılarımı düşündükçe hala içim ısınıyor. Özellikle değerli reyan akbay ablamızın yeri çok çok ayrıdır bizim yüreğimizde...

                                                                                         
***Bu ilk yurt dışı  tecrübesi size neler kattı?     
Eşimin işi yoğundu. Durum böyle olunca; ben, oğlum ve Amerika  başbaşaydık. 😊 Ben de hem evladımı, hem de kendimi eve hapsetmedimElimden geldiğince, insanlarla birlikte olmaya gayret ettim. Onların hayatlarına  ortak olmaya çalıştım. Evet, onların da yaşantılarında başetmeleri gereken zorluklar vardı, çok çalışıyorlardı. Haftalarca birbirlerini göremiyorlardı. Ama yorgunluklarını birbirleriyle buluşup, eğlenerek atıyorlardı. Bunun için planlar yapılıyordu. Herkes o plana sadık kalıyordu. Söz verildiyse mutlaka geliniyordu. Aksilik varsa karşıdakine zamanında haber veriliyordu. En çokta bir araya geldiklerinde birbirlerini asla yormuyor olmalarına hayran kalmıştım. Rahatlardı ve kimse kimseden beklentisi yoktu. Komik gelecek size ama misafirin ağır olmayanını ilk kez Amerika’da deneyimledim. Yormayan misafir de varmış dediğimi hatırlıyorum.
Amerika’dan döndükten sonra da eşimin kısa ya da  uzun süreli görevlere gitmesinin sayısı arttı. Benim çalışıyor olmam,  oğlumuzun da büyüyor olması her yurt dışı görevine birlikte gidilmeyi imkansız kıldı. Ama biz her fırsatı lehimize çevirmeye gayret ettik. Çünkü her yurt dışı bizim için tecrübe, oğlumuza da dünyayı algılama demekti.

***Bize biraz da ebeveynlik yönünüzden bahseder misiniz?
Evladımızın; biz de dahil olmak üzere kimseye muhtaç olmadan  hayata tutunmasını sağlamak, en başından beri ebeveynlik anlayışımızın temeli oldu. Bu dünyaya bizim aracılığımızla gelen bir emanetti yavrumuz. Dünya’ya geldiyse tüm dünya onun olabilmeliydi. Bunu da  başarmanın tek yolu evladın,  dünyada geçerli bir diplomaya sahip olmasıydı. Güzel bir söz vardır, “Kuş, konduğu dalın kırılmasından korkmaz; çünkü güvendiği dal değil,  KANATLARIDIR” diye.

Biz özellikle iyi bir üniversite eğitiminin, insana kanat verdiğine inandık. Ve kendi yol haritamızı buna göre çizmeye çalıştık. Karı-koca, Büyük Taarruza  hazırlanıyor gibi gizli bir hazırlık içindeydik. Maddi ve manevi hazırlık, bizim gibi aileler  için hiç kolay değil. Özellikle maddi hazırlık maneviyatın önüne geçti çoğu zaman.  Dolar biriktirmek önceliğimizdi. Elimize geçen ve ihtiyaçlarımızdan arta kalan her lirayla dolar aldık...alıyoruz. Ah, bir de şu yaramaz dolar yerinde dursa, hep ileri gideceğim diyor da başka bir şey demiyor. 😰
 Sanırım, 
 “ Ferdağ ve Ahmet’le Çocuğunuzu Göçmenliğe Hazırlayın”, 
 “10 Adımda Yavru Kuşunuzun Göç Hikayesini Yazın ”  
                             durun durun, en doğrusu da şu olacak galiba;
GÖÇ YOLUNDA DOLARA KARŞI EĞİLMEDİK, DİK DURDUK! 
adlı kitaplar çıkartsak bence yok satarız. 🤣 🤣

Galiba biz diğer ailelere göre hep farklı olduk . Örneğin oğlum küçüklüğünde itibaren hiç bir yaz evde kalmadı. Her yaz ya çalıştı, ya bir kursa (ingilizce, yüzme..vb.) gitti. Bizim evimizde normal şartlarda her zaman erken kalkılır. Erken uyanınca oflama, poflama olmaz. Çünkü erken kalkmanın sihrine çok inanırız. Bu özelliğimiz evlada da geçti. Evlatta erken kalkar. Yine, oğlumun yaş dönemine göre her zaman bir bütçesi olmasını sağladık. Günlük, haftalık ya da aylık verilen harçlıklarını biriktirme yada harcama özgürlüğünü destekledik. Tek kural vardı:
Her istediğini al ama parasız kalma” ( Laf aramızda, benim de evlattan çok borç para almışlığım vardır. Ancak  faiziyle  geri alırdı. Vay uyanık vayy...😊 )

Lise yıllarında  belirli bir bütçeyi oğlana veriyorduk. Ve diyorduk ki; bu bütçeyle babanla kendini Avrupa’ya 3 gün tatile götür getir. Planlamayı kendince yapıp, babasıyla da son şeklini veriyorlardı. Sırtlarında çantalarıyla en az 3 kere yurt dışına gittiler baba-oğul. Gittikleri yerde tüm yolları bulma ve metro duraklarını öğrenme görevi de evlatcığımındı. Bu hem bizim ergenlik buhranlarını atlatırken kullandığımız bir yöntemdi, hem de oğlanın göç etmesine hazırlıktı.

***Oğlunuzun eğitim hayatını biraz anlatır mısınız?
Oğlum, 8 yıllık ilköğretim hayatını 4 farklı ilde ve farklı okullarda  tamamlandı. Bu durumu yaşamak zorunda kaldığı için oğluma anne yüreğim üzülürken , mantığım tam tersini söyledi hep. Bugün baktığımda mantığımın haklı çıktığını görüyorum. Çünkü oğlum gittiği her ortama kolayca alışan, kendini ifade eden genç bir adama dönüştü. Her zaman kendi velilerime de şunu söylerim “Çocuğunuza göre şartlarınızı belirlemeyin, şartlarınız neyse çocuğunuza onu verin”  

Evlat, ilkokul ve ortaokul döneminde sorumluluklarını bilen bir öğrenci oldu. Ancak eğitim sistemi öyle bir halde ki canım ülkemde, sen evladına yara vermemeye çalışırken, bir bakıyorsun evlat çoktan yaralanmış. Her sene yapılan bir sistem değişikliğiyle de yaraların kapanması mümkün değil.
İlköğretim sonrası girdiği Seviye Belirleme Sınavı-S.B.S ile  (şimdilerde bu sınavın adı yine değişti) Ankara’da  orta düzey diyebileceğimiz  Etimesgut Anadolu Lisesini kazandı.
Liseyle birlikte çocuğu olan her ailenin korkulu rüyası ergenlik ile tanıştık. Hem de ne tanışma... 😨😩 Bu sürece hiç girmeyelim. Çünkü bu süreç, ayrı bir roportaj hatta roman konusu olur.

Ergeniyus hallerimiz, lisenin son yıllarında hafifledi. Üniversite sınavında Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nin Maden Mühendisliğine yerleşti. Üniversitenin bir kaç yılını yanımızda okumasını, biraz daha büyümesini istedik. Daha doğrusu ben istedim. Çünkü bir tanecik evladımın evden ayrılacağı zaman yaklaşıyordu. Ve benim yüreğim de artık alev alev yanıyordu. Çok dua ettim bu alevin yerine sakinlik ver Allah’ım diye. Verdi de...ŞÜKÜR.

Ailelerimiz  kararımızı duyunca ortalık, dram ve gözyaşına döndü. “19 yaşında bir evladın ne işi vardı gurbet ellerde? Ben ne yapardım? Yüksek lisansa gideydi? ODTÜ’nün suyu mu çıktı? Yaşlılığımızı düşündük mü? Para yeter miydi? Doların durumunu bilmiyor muyduk?”...vb sorular eşliğinde geçen sohbetlerin sonu gelmiyordu.

***Amerika süreci nasıl gelişti?
ODTÜ’nün hazırlığı bizim için güzel bir basamak oldu. Hazırlık sınıfını başarıyla tamamladı. O yaz ilk defa Amerika’ya yalnız başına gitti. Yaklaşık 10 günde Massachusetts -Boston, Texas- Dallas, New York- New York City, Washington DC bir başına dolaşarak geri döndü. Artık bu bizim O’nu, yurt dışına çıkartmada ki son tatbikatımızdı.😊

Eşimin çok iyi düzeyde ingilizce bilmesi önümüzü aydınlatıyordu. Tüm Avrupa, Avustralya, Amerika ve Kanada’nın eğitimlerini inceleyip bana anlatarak detaylandırıyorduk. Üniversitelerin sıralamaları, iş olanakları ne kadar önemliyse maddi olanaklarımızın gerçekliği de o kadar önemliydi. İnanın her ülke için ayrı bir excel tablosu düzenledik. Bu tablolar,  yaklaşık 5 yılı kapsayan tablolardı. Bu tablolarla ay ay, yıl yıl harcanacak paraları ve bizdeki birikimlerimizi ekleyerek önümüzü daha net görmeye çalışıyorduk.

ODTÜ’nün hazırlığından sonra artık oğlumuzda bu sürece kendi de katıldı. Araştırmalarını yapıyor, kafasında durumu netleştiriyordu. Bütün bütcemizi de biliyordu . Ve O’na dedik ki;  “ Oğul! bütçemiz budur. Bu sınırlar içinde neresini istiyorsan orası olsun” ... Tam o sırada  The University of South Australia’dan kabulü geldi. Ancak Amerika’da iki yıl College okuyup üniversiteye geçmesi bizim bütçeye daha uygun oluyordu. Evlatta Amerika dedi. Bir yıl önce de Dallas’ı kendi  görüp sevdiği için oradaki Richland College ile yazışıldı. Ve engineering bölümüne kabulu geldi. Dallas’ta doktora yapan bir arkadaşımız vardı. Ama, O da yaklaşık bir hafta sonra geri dönüyordu.
Gitmeden evini internetten tuttuk. Ancak kalan her şeyi kendi başına yapması gerekecekti. Bavullar hazırlandı. 7.Temmuz.2015 tarihinde evladı evden uçurduk.
Karı-koca o gece hep ağladık. Çoooook zorduuu. 😔

Dallasta ki süreç baştan tabiki evladı ve bizi zorladı. Her ne kadar sürece hazırlandığımızı düşünsekte işin içine girince durum farklıydı. İlk zamanlar acıtıcıydı. Oğlan Dallas’ta şoku atlattıkça, düzenini kurdukça sesi daha iyi gelmeye başladı. Hele hele sınavlardan yüksek notlar almasıyla birlikte her şey daha güzelleşti.

Ben o kış yanına gittim. Yazın  karı-koca gittik. Ben kışın tekrar gittimAnlıyacağınız hep gittim... 😘
Her gidişimizde biraz daha toparlandı. Elimizden geldiğince oradaki hayatını kolaylaştırdık. Evlatta derslerine asıldı. Richland College 4.00 ortalamayla bitirdi. College bağlı olduğu University of Texas at Dallas’ın  yanında seçeneklerini artırmak istedi. Makina Mühendisliğinde sıralamaları daha yüksek olan yaklaşık 12 üniversiteye başvurdu.

Maryland ilk cevap veren üniversite oldu. Çok sevindi, sevindik.

Dallas’tan da GÖÇ vakti gelmişti. Meşhur sarı arabalardan PENSKE’nin arkasına yerleştirdik eşyalarımızı. Ağustos 2017’de Dallas’a hoşçakal, Maryland’e   merhaba dedik.
Evlatcığı  yerine yerleştirdik, öptük, sevdik  ve yine vedalaştık .

Bu mayısta mezun oluyor mühendisimiz. 👨🎓

***Son olarak neler söylemek istersiniz?
Bizim hikayemiz böyle... 👪🧿
 Eş dost, arkadaş soruyor “Amerika da mı kalacak oğlan” diye.
Onlara dönüp diyorum ki “Paşa gönlü bilir, Amerika’da kalmazsa da  alışkın bizim oğlan göç etmeye, gitmelere...” Anne yüreğim yerleşik düzeni olsun istiyor tabiki. Hayırlısı...
                                        🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿
                                            🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿🧿

2 yorum: