Mayıs 23, 2022

İnsanı Hüzünlendiren Gerçek Bir Aşk Hikayesi: Marina Abramovic ve Ulay



70'lerde büyük aşk yaşayan, birlikte işler üreten iki performans sanatçısı; Marina Abramovic ve Ulay.

 Abramović, yine kendisi gibi bir performans sanatçısı olan sevgilisi Ulay ile 1975 yılında tanışıyor. İki sevgili büyük bir aşk yaşıyorlar ve birlikte oldukları yıllar içinde birçok farklı iş, eser yaratıyorlar. İkilinin en büyük hayallerinden biri ise Çin Seddi’nde bir performans sergilemek. Yıllarca izin almak için uğraştıktan sonra performansı gerçekleştirmek için fırsat buluyorlar ama  Marina, Ulay’ın kendisini aldattığını ve diğer kadının hamile olduğunu öğreniyor. 

Hamilelik durumundan dolayı ilişkilerini bitirme kararı alıyorlar. Ve bunu ruhani bir yolculuk sonrasında yapmak istiyorlar. İki sevgili, Çin Seddi’nin farklı taraflarından yürümeye başlıyor, günlerce, kilometrelerce süren yolculuktan sonra ortada buluşuyorlar. Birbirlerine son kez bakıyor, sarılıyor, dokunuyor ve ayrılıyorlar.. 

Aralarına Çin Seddi kadar büyük duvarlar giriyor, Ulay diğer kadın ile evleniyor… Bu ayrılık tam 21 yıl sürüyor. 

2010'da Marina Abramovic, Moma'da bir retrospektif sergisi açıyor. Serginin bölümlerinden birinde Abramovic bir sandalyede otururken, masanın diğer tarafındaki sandalyede de tanımadığı kişiler 1 dakika boyunca otuyor, konuşmanın olmadığı, sessizliğin paylaşıldığı bir oturuş bu. 

Ancak birden Abramovic'in hiç beklemediği bir şey oluyor ve karşısındaki sandalyeye Ulay gelip oturuyor.

Ve bu anlar kameralara böyle yansıyor….❤️

ikilinin gençlik fotoğraflarından








Mayıs 22, 2022

Nene Hatun

Hani bazılarımız hemencecik yoruluyor, depresyona giriyor, dünyada tek derdin onda olduğunu sanıyor ya… bakın nasıl kadınlar, kadınlarımız yaşamışlar
nurlarda uyu
NENE HATUN
(1857🌹 22 MAYIS 1955)






 

Mayıs 19, 2022

Ne de güzel öğütler🧚

Sanki bütün insanlar senin evinin düzeni temizlğini izliyor.

Gününün çoğunu kontrolsüzce evin temizliğine, düzenine ayırıyorsun.

 İllaki her şey 4/4 lük olacak diyorsun. 

Çocukların dağıtıyor hemen topluyorsun,5 dakika sonra yine dağılıyor. Kar yağmaya devam ederken evin önünü süpürmek gibi.

 Kendine ayırdığın bir zamanın yok.

 Arkadaşınla kahve içsen, aklın tezgahtaki bulaşıkta kalıyor. 

Paran olsa bile, “bu akşam da dışarda yiyelim” diyemiyorsun.

 İmkanın var ama illaki “her şeyi ben yapacağım” dediğin için eve yardımcı veya gündelikçi sokmuyorsun.

 Sırf her şey senin istediğin gibi olsun diye, her şeyi kendin yapmak zorunda kalıyorsun.

Ya sonra?

Anneliğini azaltıyor,

Eşliğini minimuma indiriyor,

Kendini ise eritiyorsun.

Eve misafir gelecek mesela. Misafir 3-4 saat kalacak ama sen sanki sınava girecek gibi 5 gün önce başlıyorsun hazırlığa. Sanki misafir değil, müfettiş geliyor.

 İstiyorsun ki herkes seni başarılı,güçlü, maharetli bilsin.

 Bilse ne olacak sanki.

Her şey düzenli olmasa ne olacak peki?

Misafiri kendinden üstün görmesen, mutfaktan çıkmayan değil de, beraber yesen.

 Lokantaya gelmiş değil de, eve gelmiş gibi davransan.

 Mesela kendini kanıtlamaya çalışmasan.

Daha çok okusan, bulmaca çözsen , yeni şeyler öğrensen

 Mesela aman varsın bir şeyler de eksik olsun” desen, kendini bu kadar paralamasan ne rahatlarsın değil mi?

Kimse sana madalya takmayacak.

Daha çok değerli olmayacak, daha çok sevilmeyeceksin.

Başkaları daha azıyla daha çok sevilip el üstünde tutulurken sen hep hizmet üreteceksin.

Keşke kendini daha çok önemsesen,gevşesen..

Eşinle daha çok sohbet etsen. Anneliği kutsallaştırıp kadın olduğunu unutmasan.

Bak bu dediklerimi bir gün diyeceksin ama iş işten geçmiş olacak.

Her şey düzen değil.

Her şey iş ve para değil.

Her şey başkasının ne düşündüğü hiç değil..

KENDİNİ İHMAL ETME. 

Sonra hep alacaklı olursun ama kimse kendini borçlu hissetmez.

(SERHAT YABANCI)